Ufak bir su damlasıyım.
Her yağmurda saçına varan ilk.
Kimi zaman koca dalgalar yaratan,
kimi zaman serinleten.
Ve zamanı gelince buharlaşan.
Tiksinmiyorum da artık. Çünkü o da bir duygu gerektirir. Hissizleştim ulan.
Hissetmiyorum resmen. Kesiyorlar, acımıyor. Ne gerek var hissediyormuş gibi
yapmaya!? Ne gerek var hiç darbe almamış gibi yaşamaya!? Bittim lan işte. Bitirdiniz
beni. Herkesi bitirdiğiniz gibi. Ama ben devraldım yarısının çeyreğinde. Tam da
o yağmurlu gecede. Çünkü biteceksem eğer, ben biteceğim. Siz beni
bitiremezsiniz. Bitiremezsiniz lan işte. Yetmez sizin bildikleriniz beni dibe
çekmeye. Ben zaten dipteyim.
Bak; yine kaybediyoruz aklımızı.
İnsan sevmeye başladığı zaman kaybetmeye de başlıyor. Ve insan böyle büyüyor.
Bir insanı olgunlaştıran kaybettikleridir. Kazanmak çoğu kez şımartır bizi.
Çünkü biz, şu a**** ******* hayatında saf, koşulsuz inanılacak, sevilecek tek
bir şey bile bırakmadık. Bırakmadık ulan!![]() |
| Fotoğraf: Doğukan Tunalı |
Son iki
mum… Ay’ın parlaklığıyla birlikte savaşıyorlar. Bedenimden uzak kalmış
sıcaklık, hava soğumuş, ayaklarım üşüyor. Ne diyecek sözüm var geceye, ne de
dinleyecek halim. Ay’da yavaşça çekiliyor pencereden.
Her bir cümlenin ardında gök gürültüleri duyuluyor,
şimşekler çakıyor. Savruluyor ruh halim, bir yandan bir yana; içimde yağmur
yağıyor.
Birkaç eski
arkadaşı aradım bugün. Belki o sesleri duymak beni bu sessizlikten
uzaklaştırır. Ama nafile. Onlar da aynı… Neredeyse hiçbir şey değişmemiş
hayatlarında. Kısa sürdü telefon konuşmalarım. Birkaç cümle bir şeyler yazayım
dedim, olmadı. Kendimle baş başa kalmaya tahammülüm kalmamış. Yeni romanlar
aldım. Bir çoğu polisiye/gerilim. Bir çırpıda bittiler. Geriye karanlık hayal
gücüm kaldı, ekşi tat gibi. Eski mektupları çıkardım, tütsüler, mumlar yaktım.
Bir ritüeli gerçekleştirir misali. Ağlamaklı oldum, kaçtım odadan.