Sakinliğini koru.
Belki de en çok sen ve ben ağlayacağız.
Sen ile ben, bir kitabın sayfasında sırt sırta duran iki kelime gibiyiz. Hiçbir zaman aynı cümle içerisinde telaffuzumuz olmayacak. Ancak aynı hikayenin bir parçası, duygusu, betimlemesiyiz.
Oysa anlatmak istediğim mi önemli, seçtiğim kelimeler mi?
Bir yazarın sönmüş sigarası gibiyiz. Ortasından sıkılmış bira kutusu, dibi ekşi. Özenle temiz tuttuğu saman yapraklı sayfanın ortasına damlayan lacivert mürekkep gibiyiz.
Biz miyiz? Hayır. Yada evet. Hikayemiz aynı.
Olmamamız gerekiyor. Olduysak bozulmamamız. Sabit kalmak da değil elbet.
Sonuç sayfaları yırtılmış kitap misali.
Uçmak için kanatlara ihtiyacın yoktur. Birbirine sıkıca birleşmiş, bir kitabın iki yaprak sayfası da gökyüzüne değmene yardımcı olabilir.
Bir cümlede kaybolabilir, hiç bilmediğin, yabancı bir sokakta kendini bulabilir, yağmurda göz yaşlarını kurutabilirsin.
Hiçbir şey, soğuk havada içtiğin o son bira gibi olmayacak. Oysa hepsi, bir şişe biranın aynası...
Sağ kalan birkaç derin duygu, düşünce var yanımda. Cebimde güneş. Isıtmasa da. 'Zaten teknoloji çok gelişti. Şimdi her şeyin pratik bir çözümü var. Bunun da bulunur elbet.' klişeleri.
Ha bu arada, ben eve geldim. Yüreğimde, ıslak sokaklarda yalnız geri dönüşlerim var. Geri dönmek gibi değil de, bilmeden gitmek gibi. Anlatamıyorum. "Geleceğim" demiştim, yapamadım. En çok da ona yanıyorum.
Yanıyorum.
13 Ekim 2015 Salı
19 Eylül 2015 Cumartesi
3. Perde
3 perdelik bir oyun bu, tahtaları
gacırdayan sahnede oynanan. İlk sahnede güneşi bekler yalnızlık, dostunun
yolunu gözler gibi. Ikinci sahnede yağmur yağar…ve ardından gökkuşağı.
‘Mutluluk mu yanaklarımdaki kasları geren.’
Oysa ‘biz birbirimiz için yaratılmamışız’ denirdi.
Son sahne ise kapanış. Afilli bir bitiş beklenir elbette. Oysa her yağmur
afillidir. Kapanış istemez. Dinlemesini bilene; kimi zaman müzik kimi zaman da
sessizlik getirir.
Birbirimiz denirdi ilk sahnede, son sahneye biri-birimiz kaldı.
Birbirimiz denirdi ilk sahnede, son sahneye biri-birimiz kaldı.
Kalan bir
şeyler vardıysa elbet acıların küflü kokusunu konuşanda hissedebilirsiniz. Oysa birçokları çürük kokuyor.
Seyirciler hayal kırıklığı içerisinde. Alkış beklenmiyor elbette. Ufak bi tebessüm de yeter.
O gecede en mutlu kişi, ağlayabilendi.
Seyirciler hayal kırıklığı içerisinde. Alkış beklenmiyor elbette. Ufak bi tebessüm de yeter.
O gecede en mutlu kişi, ağlayabilendi.
27 Ocak 2015 Salı
.Saklambaçtan bulduklarım;
Gökyüzü çöküyor göğsüme. Başımı
kaldıramıyorum. Derin bir sızı içimdeki, anlatamıyorum. Saklambaç oyunu bu,
kelimelerle aramızdaki. Ben arıyorum, kayıp. Neticede üzgünüz, hepimiz. Hem,
kaç saniye sürüyor en gerçekçi mutluluk!?
Adında gizli.
Bir bal arısı delip geçiyor kalbimi.
Şekerli, acı bir tat var ardında.
Bu çürüme şekerden mi geliyor, acı’dan mı?
Kaç meşgale unutturuyor en güzel anıları?
Kaç boğum, kaç düğüm, kaç saat…
‘Görünmeyenleri görür kalp. Kulaklar ise
kalbin bildiğini duymak için can atıyor.’
Gecenin kokusunu konuşamayanlara sor,
konuşmayanlara.
Kimi kadınlar gerçekleri dudakları
kapandığında söyler.
Bir solukta konuşmak gibiymiş hayat.
Alelacele, alelade, alaycı…
Hiçbir zaman yetişemiyorsun bu hıza. Seni
geride tutacak güzel anıları yaşamakla iştigal oluyorsun. Ve en çok geçmişte
yaşamak istiyor insan. Bildiğinden…
Bu kadar üzeceğini bilmiyordum.
Bu kadar dağınık olacağını. Bu kadar kalıcı…
Bu kadar üzeceğini bilmiyordum.
Bu kadar dağınık olacağını. Bu kadar kalıcı…
Yakından da bakılsa belli olmaz yalnızlık,
dokunmak gerek, ruha.
Maskenin ardında bedenler, bedenin ardında
ruhlar gizleniyor.
Kalbi hissedilir kılan ‘kaybetme’
hissiyatı.
‘Sevgi, kaybetmenin eşiğinde anlıyor derinliğini, değerini.'
13 Ocak 2015 Salı
.Özgürlük Kafesi
6 Ocak 2015 Salı
Sonrası mı? Hep Aynı Tebessüm
İlk
kar yere düştüğü zaman aynı yerde aldım soluğu. Başlangıçtan. Sıfırdan.
Hiç’likten. Bir cevap arıyor gibi, kaybettiğim bir şeyi arar gibi hızlı
adımlarla… Sadece, öylece kendimden uzaklaşıp dışarıdan izlemek istedim,
kendimi, her şeyi. Hiçbir şey düşünmeden öylece uzanıp tavanı izlediğimiz
gecelerin anısına.
Bir kar tanesi düşüyor
omuzuma… son içtiğim biranın tadı geliyor damağıma. O çok sevdiğin şarabı
almaya giderken,çekingenlikle birbirimizin koluna girişimiz geliyor aklıma.
Sonrası tahta bir kafe, birkaç kiralık ev, suratsız bir esnaf ve dar
kaldırımlar.Yarım parçalık rüyasız bir uyku. Yanağında yastığın kızarıklığı. Gözlerinde mutluluk, ellerinde telaş…
Esen havanın bir tadı olduğunu ilk sessiz kalışımızda öğrendim. Yeni bir şey öğrenmenin heyecanıyla sarıldım sana. Sonrası birer kadeh daha, biraz daha imge. Sohbet etmekten çok yazıyor gibiydik. Sonra derimize karıştı mürekkebi kalemin. Kağıda değil, ruhumuza yazıyor gibiydik birbirimizi.
Unutamayacağı şeyler var insanın. Öyle maddi şeyler değil. Kalıcı olanlar hep maneviyattan geliyor. Unutamadığını özlüyorsun ya işte, öyle. Sesini, vurgulamalarını, karar vermeye çalışırken dudağına götürdüğü parmağını, lezzetli bir yemeğin ardından gülüşünü, sinirlendiği zamanki bakışını…
Unutamadığın
için, unutmak istemediğin için bunları, kendini unutuyorsun zamanla. Sahipsiz
kalsa anılar yok olmalarından korkarsın çünkü. Onları terk etmemek için, bir
başına kalıyorsun.
Öylesine
güzel anılar biriktirdim ki içimde, hatırıma geldikçe büyük kahkahalar
patlatıyorum içimden. Yanaklarım kızarıyor, gülmekten ağlıyorum…sonrasında
gülme gidiyor geriye ağlaması kalıyor. Tam ortalarına geldiğimde…gidişin
geliyor aklıma. Son bir kez daha gözlerine bakamadan gidişin…bir kez daha
sessizce uzanıp tavanı izleyemeden gidişin…bir kez daha gülüşünü yakalayamadan
gidişin… Sonrası... Sonrasıysa hep aynı tebessüm.
19 Kasım 2014 Çarşamba
Su Damlası
Ufak bir su damlasıyım.
Her yağmurda saçına varan ilk.
Kimi zaman koca dalgalar yaratan,
kimi zaman serinleten.
Ve zamanı gelince buharlaşan.
1 Kasım 2014 Cumartesi
Ağlayın. Bittim Ben.
Bir kağıda yazdım. Başka bir kağıda daha.
Bir başka kağıda da daha… Daha daha…
Ama bir bok olmadı, olmuyor. Birisinin seni dinlemesini istiyorsun. En azından dinliyormuş gibi yapmasını. Budur ilişkilerin temeli. Hiç yoksa, -mış gibi yapmak. Oysa ne kadar da çok insan, tam da sen konuşurken kaçırıyor gözlerini. Yada bayıyor. Dert benim, evet; ama dinle bi ulan. Bi dinle. Senin de aynı dertlerin var. Yoksa da olacak. Olacak elbet. Benden farklı bir hayat yaşamıyorsun. Ama evet; benim yaşadığıma hayat denemez. Siktir et şimdi Afrika’daki aç çocukları. Onlar sömürge. Biz de olacağız
belki öyle. Ama şimdilik vaktim var; kendim için düşünmeye. Soru sormama. Fark etmeme.
Bir başka kağıda da daha… Daha daha…
Ama bir bok olmadı, olmuyor. Birisinin seni dinlemesini istiyorsun. En azından dinliyormuş gibi yapmasını. Budur ilişkilerin temeli. Hiç yoksa, -mış gibi yapmak. Oysa ne kadar da çok insan, tam da sen konuşurken kaçırıyor gözlerini. Yada bayıyor. Dert benim, evet; ama dinle bi ulan. Bi dinle. Senin de aynı dertlerin var. Yoksa da olacak. Olacak elbet. Benden farklı bir hayat yaşamıyorsun. Ama evet; benim yaşadığıma hayat denemez. Siktir et şimdi Afrika’daki aç çocukları. Onlar sömürge. Biz de olacağız
belki öyle. Ama şimdilik vaktim var; kendim için düşünmeye. Soru sormama. Fark etmeme.
Daha kaç gece; “Bu artık son” diyeceğim!? Daha kaç geceden
sonra, “ölseydim, işte tam da o gecede ölürdüm.” Diyeceğim!? Kaç günüm geçecek daha, bir ertesi gününü
merak etmediğim?
Tiksinmiyorum da artık. Çünkü o da bir duygu gerektirir. Hissizleştim ulan.
Hissetmiyorum resmen. Kesiyorlar, acımıyor. Ne gerek var hissediyormuş gibi
yapmaya!? Ne gerek var hiç darbe almamış gibi yaşamaya!? Bittim lan işte. Bitirdiniz
beni. Herkesi bitirdiğiniz gibi. Ama ben devraldım yarısının çeyreğinde. Tam da
o yağmurlu gecede. Çünkü biteceksem eğer, ben biteceğim. Siz beni
bitiremezsiniz. Bitiremezsiniz lan işte. Yetmez sizin bildikleriniz beni dibe
çekmeye. Ben zaten dipteyim.
Daha kaç güzellik hatırlatacak bana ölümü? Kaç kez; “ben öldüm” diyeceğim!? Ben aslında hiçim, ben aslında hiç kimseyim!?
Siz bunları bana söylemeden önce daha kaç kez fark edeceğim!? Daha kaç kez ben konuşurken kaçıracaksınız gözlerinizi? Daha kaç kez…
Bitmez bu böyle. Bitmeyecek. Ben bitene kadar da bitmeyecek. Ve ben bittim artık. Bu gece de daha bittim. Bir gecede daha bittim. Bittim lan işte. Şimdi oturun sahte sahte ağlayın arkamdan. Bir hafta sonra unutacakmış gibi ağlayın. Bir ay sonra unutacakmış gibi ağlayın. Bir daha hiç hatırlamayacaksınız,
Tiksinmiyorum da artık. Çünkü o da bir duygu gerektirir. Hissizleştim ulan.
Hissetmiyorum resmen. Kesiyorlar, acımıyor. Ne gerek var hissediyormuş gibi
yapmaya!? Ne gerek var hiç darbe almamış gibi yaşamaya!? Bittim lan işte. Bitirdiniz
beni. Herkesi bitirdiğiniz gibi. Ama ben devraldım yarısının çeyreğinde. Tam da
o yağmurlu gecede. Çünkü biteceksem eğer, ben biteceğim. Siz beni
bitiremezsiniz. Bitiremezsiniz lan işte. Yetmez sizin bildikleriniz beni dibe
çekmeye. Ben zaten dipteyim.Daha kaç güzellik hatırlatacak bana ölümü? Kaç kez; “ben öldüm” diyeceğim!? Ben aslında hiçim, ben aslında hiç kimseyim!?
Siz bunları bana söylemeden önce daha kaç kez fark edeceğim!? Daha kaç kez ben konuşurken kaçıracaksınız gözlerinizi? Daha kaç kez…
Bitmez bu böyle. Bitmeyecek. Ben bitene kadar da bitmeyecek. Ve ben bittim artık. Bu gece de daha bittim. Bir gecede daha bittim. Bittim lan işte. Şimdi oturun sahte sahte ağlayın arkamdan. Bir hafta sonra unutacakmış gibi ağlayın. Bir ay sonra unutacakmış gibi ağlayın. Bir daha hiç hatırlamayacaksınız,
ağlayın!
-Yağmurlu bir gece vakti, yol kenarından akan sudan kurtarılan, mürekkebi sayfalarına karışmış not defterinden.-
-Yağmurlu bir gece vakti, yol kenarından akan sudan kurtarılan, mürekkebi sayfalarına karışmış not defterinden.-
28 Ekim 2014 Salı
Yalnız olmak değil de 'olmak'.
Hayatta
kaybetmenin en büyükleri, senin çaresiz olduğun zamanda ve hiç etki etmediğin
halde kaybettiklerindir.
Ve yinede kopamayacağın sorgulanamaz değerlerin var
senin. Sadece onların sana sahip olduğu..."
25 Ekim 2014 Cumartesi
Pembe Burunlu Tavşan
Küçüklüğümden beri göğsümün içinde pembe burunlu, şirin bir
tavşan taşıyorum. Benimle birlikte büyüdü, büyüyor. Üzüldüğümüz zamanlarda
konuşmak istedi, susturdum onu. Alkole boğdum. Kimi zaman da o ayrı ben ayrı
ağladık. Bir tek ben biliyordum onu. Kimseye göstermedim.
Bazı geceler göğsümden çıkarıyorum, sohbet ediyoruz onunla.
Gönlümüzü alıyoruz karşılıklı. İlişkiler böyle yürür. Çok yıprandık. Şimdi bu
halde. Ama benim için hala pembe burunlu, şirin tavşan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



